WWF’in Living Planet Report verilerine göre, biyoçeşitlilik son 50 yıldır düşmeye devam ediyor. Memeli, kuş, amfibi, sürüngen ve balık gibi canlı popülasyonları 1970 yılından 2020’ye %68 oranında azalmış durumda. Özellikle insanlığın biyolojik kapasiteye yüklediği yük göz önüne alındığında, tüm ekosistemin yaşamını etkileyen canlı türlerinin popülasyonundaki düşüş trendi daha da önem arz ediyor.

1970 yılına kadar insanlığın ekolojik ayak izi, dünyanın kendini yenileme kapasitesinden düşük seyretti. Ancak son 50 yıldır küresel ticaret ve tüketimdeki patlama, insan nüfusunun hızlı artışı, geniş çaplı kentleşme gibi unsurların etkisiyle bu denklem değişmeye başladı. 21. yüzyıl tarzı hayatlarımızı sürdürebilmek için dünyanın biyolojik kapasitesini en az %56 oranla daha fazla kullanıyoruz.

Tüm bu bulgular ışığında, bu haftaki bültenimizi insanlığın ekolojik ayak izine ve biyoçeşitliliğe ayırdık.

Keyifli okumalar!

Biyoçeşitlilik karşısında tehdit oluşturan unsurları kapsamlı bir şekilde sıralamak zor olmakla birlikte,  WWF’in Living Planet Report 2020 adlı çalışmasında sıraladığı 5 önemli tehdit unsuruna baktığımızda denizlerin ve toprakların kullanımının, canlı türlerinin yaşam alanına saldıracak biçimde değişimi ilk sırada yer alıyor.

En önemli 5 tehdit unsuru ve etki ağırlıkları için tıklayınız.

Ekolojik Ayak İzi Nedir?

Ekolojik ayak izi, insanlığın gereksinim duyduğu tüketim pratiklerinin biyosferde ne kadar yer ettiği ile ekosistemin kendini yenileme kapasitesinin karşılaştırılması ile ölçüler.

2020 yılında, tüm dünyanın ortalama ayak izi 2,6 küresel hektar iken dünyanın biyolojik kapasitesi 1,6 global hektar oldu. Yani insanlık olarak 1,56 dünyamız var gibi yaşıyoruz.

Aktivite Türüne ve Toprak Kullanım Biçimine Göre İnsanlığın Ekolojik Ayak İzi 

İnsanlık olarak dünyada bıraktığımız ekolojik ayak izinin büyük kısmı yemek ve barınma faaliyetleri sonucunda oluşuyor. Toprak kullanımı özelinde baktığımızda ise karbon ayak izi, %60 oranla ekolojik ayak izi biçimleri arasında en büyük paya sahip oluyor.

Aktivite ve toprak kullanım biçimlerine göre oranları incelemek için tıklayınız.

İnsanlık olarak günümüz şartlarında tarım yapmadan beslenmemiz imkansız. Yine de yiyeceğimizi nerede ve nasıl üretiyor olduğumuz sorunu, biyoçeşitlilik ve ekosistemimiz karşısındaki en önemli insan kaynaklı sorunlardan birini oluşturuyor.

Tarımsal üretim pratiklerinin en büyük sorumluluğu taşıdığı çevresel etki, ormanların yok olmasıdır. Ardından tarımsal üretimin %70’inden sorumlu olduğu karasal biyoçeşitlilik kaybı ve tatlı su kullanımı geliyor.

Yiyecek üretiminin etkilediği çevresel sorunlar içindeki sorumluluk oranları için tıklayınız.

Living Planet Index’e göre 1970’den 2016 yılına kadar biyoçeşitliliğin küresel düşüş oranı %63. Bu oran bölgeler arasında farklılık gösterirken; en büyük kaybı tropikal bölgeler yaşadı.

Diğer bölgelerdeki oranlara buradan göz atabilirsiniz.

Diğer Yazılar

2022 Yılında Monarşi ile Yönetilen Ülkeler

26 Eylül 2022

2022 yılında dünya genelinde toplam 43 ülke halen monarşi rejiminin çeşitli formları ile yönetiliyor. Mutlak monarşi: İk...

Oku

En Çok Kahve ve Çay Tüketen Ülkeler (İlk 15)

24 Ağustos 2022

🫖Bir yılda bir kişinin ortalama 3,15 kg çay tükettiği Türkiye, dünya genelinde en çok çay tüketen nüfusa sahip ülkedir. ...

Oku

Yıllara Göre Toplam Emekli Sayısı ve Emekli Aylığı miktarı (2009-2021)

17 Ağustos 2022

Türkiye’de bir yılda yapılan toplam emekli aylığı ödemeleri 2009 yılından bu yana yaklaşık 6 katına, emekli kişi s...

Oku
Blog'a Dön